TAKİP ET
Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz

Yeşil komünistler

1960’lı yılların ortasındaydı, o zamanki Doğu Menzil Komutanı, dilimize yeni bir terim kazandırmıştı: “Yeşil komünistler.” Bununla da yetinmiyor: “Rusya, bunlara çok paralar gönderiyor.” diyordu.

O zamanlar İzmir’de Uhuvvet, İhlas, Bediül’beyan isimleri altında art arda kapatılan ve çıkartılan dergi benzeri gazeteler vardı. Bu iftira üzerine Ahmed Feyzi Kul ile Mustafa Birlik ağabeyler, bu gazetelerde “Peygamber ocağı, göz bebeğimiz ordumuz içinde bu iftirayı yapan kişi, kimin paşasıdır, kimin maşasıdır, meâlinde ağır yazılar yazarak karşılık veriyorlardı. Müfteri ise “orduya hakaretten” bunları mahkemeye vermişti: Savcı hemen tutuklatmak istiyordu. Onlar da “Yazılarımızı dikkatli okuyun. Biz ordumuzu övüyoruz, bize saldıranı yeriyoruz. Siz herkesin mi savcısısınız yoksa, iftiracının mı  savcısısınız? Bu büyük haksızlık olur.” diyorlardı. Savcı, başsavcıya danışmak zorunda kaldı. Ona “Eğer yukarıdan ağır bir baskı gelirse o zaman düşünürüz.” denildi. Yukarıdan ses çıkmayınca tutuklama işi de gerçekleşmedi…

Geçmişten bir hatıra olarak bunları konuşurken, Ali Haydar Hocamız dedi ki: “Bir gün namazı kıldırdım. Cemaat dağıldı. Ben de kalkıp ayrılacaktım. Bir eli, meşin eldiven kaplı, kolunun altında elifbâ bulunan tanımadığım birisi yanıma yaklaştı: ‘Denizli’de Berber Mehmed’in size  selamı var; sizden Kur’an öğrenebileceğimi söyledi.’ dedi. ‘Olur.’ dedim. Biraz ders verdim. ‘Bana bir odalı bir yer bulabilir misiniz? Ben orayı kiralamak istiyorum.’ dedi. Birkaç gün sonra geldi. ‘Ben vazgeçtim, buradan da ayrılacağım. Benim ismim Çolak Ramazan… Ben komünist idim. Bir sürü suç işledikten sonra, müebbet cezası aldım. Hapishanede hâkimiyet kurduk. Müdürle aramız iyi idi. Bir gün bana müdür, ‘Sopaları hazırlayın; yeşil komünistler geliyor, onların bir haddini bildirin.’ dedi. Sopaları hazırladık. Fakat yılların komünisti olan benim kafam, yeşil komünist meselesine takılıp kaldı. Biraz sonra baktım bizim mahalleden. Berber Mehmet ve babası!.. Bunlar mahallemizden en çok sevilen iyi niyetli insanları… Ben bir komünist olmakla beraber onlara saygım vardı. Bu işte bir yanlışlık var, diye düşündüm. Mesele nedir, diye sordum. Başladı anlatmaya… Çok güzel konuşuyordu. Berber Mehmet’i güzel güzel dinlerken, bana ‘Ramazan Ağabey, biz öğle namazı kılacağız. Abdest alacağız.’ dedi. Onlara kolaylık sağladık. Namazdan sonra başladı konuşmaya, ikindiye kadar… Tekrar ikindi için namaz arası verdi. Biz sohbetini namazdan sonra tekrar can kulağı ile dinlemeye başladık, akşama kadar… Oradan doğruca müdüre gittik. Müdürü alıp Berber Mehmet’in yanına getirdik. O yine başladı tatlı tatlı anlatmaya… Sonra hepimiz namaza başladık. Belki de bu dönüşümüz için Allah bize merhamet etti; af çıktı, biz Allah’ın izniyle hapisten kurtulduk. Garajda Sönmez şirketinde bir iş buldum, değnekçilik yapıyordum. Eski komünist arkadaşlarım benimle alay etmeye başladılar. Uzun zaman dayanıp sabrettim. Ama birkaç tanesi Allah’a, Kur’an’a küfretmeye başlayınca artık tahammül edemeyip silaha sarıldım. Onun için kaçtım. Aslında ağır tahrik var, teslim olmak istiyorum ama, oğlumu öldürmelerinden korkuyorum. Ama ben dışarıda olursam, benden korkularından bir şey yapamazlar. Şimdi düşündüm, buradan da gitmem lâzım. Yoksa, benim yüzümden sizin gibilere de bir zarar gelebilir.’ dedi. Çolak Ramazan ile seneler sonra karşılaştık. Gitmiş hapse girmiş ama yine bir af ile kurtulmuş.”

Ali Haydar Hoca’mızın bu sözleri bana Berber Mehmet Ağabey’i hatırlattı. Onu ve oğlunu biliyorum. O genç yaşında Risale-i Nurları tanıyınca, herkese “İman konusunda sorusu olan varsa, bana bir mektup yazsın cevap vereceğim.” diye ilan etmiş. Gelen mektuplara karşı Risalelerden, ilmihal ve kitaplarından çalışıp cevaplar yazıyormuş. Böylece kendisini geliştirmiş ve Allah razı olsun çok da hizmet etmiş…

03.01.2016 11:38