TAKİP ET
Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz

Seneler sonra aynı noktaya gelindi

Gazetemiz Zaman’ın şu haberini beraber okuyalım:

Federal Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanı Gerd Müller (CSU), başkent Berlin’de düzenlenen ‘Değişim için partner-Dinler ve sürdürülebilir kalkınma, Ajanda 2030′ başlıklı toplantıda ‘Dinler arasında barış olmadan milletler arasında barış olmaz. Dinler arasında diyalog olmadan barış olmaz’ ifadelerini kullandı. Teolog Hans Küng’e yaptığı bu atıfla konuşmasına başlayan Müller, “Müttefik ülkelerdeki dinî cemaatlerle işbirliğini bakanlığımızın yeni stratejisi olarak görüyoruz.” dedi. Bakanlıktaki ilgili bölümün müdürü Bernhard Felmberg ise sorunun bir parçası olan dinin çözümün de bir parçası olması gerektiğini ifade ederek, “Dinî organizasyonlarla temaslar şansa bırakılamaz.” dedi.

Bakanlık tarafından hazırlanan strateji planında partner kuruluşların bilinçli olarak seçilmesi ve düzenli olarak işbirliğinin değerlendirmeye tabi tutulması hedefleniyor. Bununla birlikte partner seçiminde kuruluşların insan hakları standartlarına dikkat edip etmediği de önemli olacak. Partnerlerin yerel halkın güvenini kazanmış olması da önemseniyor.

    Dünyadaki on kişiden sekizinin dine bağlılığı olduğu ifade edilen toplantıda, bakanlığın yeni stratejisinde dinin önemli bir rol oynayacağına vurgu yapıldı. Toplantıda Dünya Kiliseler Konseyi Genel Sekreteri (ÖRK) Olav Fykse Tveit, Lübnan Müftüsü Şeyh Abdul Latif Derian, Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi Başkanı Aiman Mazyek ve aralarında Misereor, Brot für die Welt’in de olduğu birçok yardım kuruluşundan temsilciler katıldı. (ZAMAN Berlin)

Halbuki 1994’te kurulan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın kuruluş gayesinde bu anlayış vardı. Vakfın Onursal Başkanı Fethullah Gülen Hocaefendi’nin  9 Şubat 1998 tarihinde Akşam Gazetesi’ne verdiği mülakatta İslam’ın çatışmacı, kavgacı, şiddete ve teröre taraftar bir din olmadığını, tam aksine, sevgi, merhamet, af, müsamaha gibi esaslar üzerine oturduğunu anlatmaya çalıştığını vurgulayarak dünya barışının bu yönünü, net bir şekilde şöyle ifade  ediyordu: “Her dinin temelinde aynı esaslar yatıyor. Dolayısıyla dinler arasında tarihî kavgaların bırakılıp, sıcak bir diyalogun başlamasıyla, savaşlardan ve çatışmalardan bıkmış dünyamızın daha iyi, barışçı ve huzurlu yarınlara çıkmasında önemli katkıların yapılabileceğini göstermeye çalışıyorum.”

14 Şubat 1998 tarihinde Aksiyon dergisine verdiği röportajda  ise  şunları dile getiriyordu:  “Şu anda, İslâm ve Hıristiyanlık, dünyada en fazla müntesibi olan iki dindir. Budizm ve Hinduizmin de çok sayıda müntesibi vardır. Yahudilik, müntesiplerinin sayısı itibarıyla küçük gibi görünse de, etkilidir. Dolayısıyla, âhir zamandaki evrensel bir dirilişin, sulhün ve barışın bu dinler arasında, önce ortak noktalarda başlayacak bir diyalogdan geçeceği bir vakıa olarak karşımızda durmaktadır. Böyle bir diyalogda geç kalındığı bile söylenebilir.”

1990’lı yılların başında kendisine yeni bir çekidüzen veren Türkiye’nin yükselmesini ve lâyık olduğu konuma gelmesini istemeyenler yine fitneyi uyarmış, fitnekâr gayretleri ayağa kaldırmışlar, argüman olarak laik-anti lâyık, Alevî-Sünnî, Kürt-Türk kavgalarını körükleyip kardeşi kardeşe düşman etmişlerdi.  İşte  bu fitneleri söndürmek ve iç barışı temin ve tesis etmek için Gazeteciler ve  Yazarlar Vakfı,  kurulup yola çıkmıştı. Ruhundaki sulh-i umumî düşüncesi, diğer din mensupları ile diyaloğun zarurî olduğunu gösteriyordu. Kısa zamanda dünyadaki bütün din mensuplarının liderleriyle irtibata geçilip diyaloglar başlatılmıştı.

28.02.2016 10:09