TAKİP ET
Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz

Niçin affedici olmamız lazım

Şeytanın şerrinden Allah’a (C.C.) sığınmanın hikmetini anlatan ON ÜÇÜNCÜ LEM’A’da Üstad Bedüizzaman Hazretleri, şeytanın yaratılması, yaptığı tahribatlar, Kur’an-ı Kerim in ısrar ve tekrar ile müminleri uyarması, mağlubiyetlerimizin arkasındaki sebepler, vesveseler, ehl-i sünnete göre büyük bir günah işlese bile bir mümine kafir denilemeyeceği ile ilgili, çok derin bilgiler, sırlar ve hikmetler sunuyor.

Bilhassa bu günlerde on üç işaretten meydana gelen bu harika şaheserin tekrar, tekrar okunması icap ettiği kanaatindayım. Bu mübarek eserleri madem biz okuyoruz, bizim çok müsahamalı olmamız lazım. Çünkü bir müminin İmanı gitmediği halde niçin günahlar ve suçlar işleyeceğinin sebeplerini bu eserler gibi izah eden kitaplar herkesin elinde yok. Hem de Üstad Hazretleri gibi mürşidlerden mahrumlar. Onun için iş bize düşüyor.

Bir kere tahrip çok kolay; yirmi adamın yirmi günde yaptığı bir binayı bir adam bir anda havaya uçurabilir.

İkincisi, insan nefsi acele ve hazır azıcık bir lezzeti, ileride ve uzakta olan binler kat lezzete tercih eder. İnsan acil olanı sever. Hem şimdi bir tokat yeyip kurtulacağı bir ceza yerine, ileride bir sene ceza çekeceği bir azabı tercih eder. Yapısı bu…

Üçüncü olarak insanda, nebati, hayvani ve insani yönler var. Şehvet, gazap duyguları, intikam hisleri, insanın aklından vicdanından gelen düşünceleri çoğu kere dinlemez. İntikam hissiyle bir cinayet işler, bir kaç dakikada intikam duygusunu tatmin eder ama senelerce hapis azabı çeker. Halbuki aklı-kalbi bunları bilir. Vicdanı o öldürülecek kişinin annesi, babası, çocukları ve yakınları olduğunun, onların bundan dolayı hiçbir suçları olmadıkları halde acı ve elem duyup ağlayacaklarını bilir ama o intikam duygusuna yenilir. İnsanda birde iman vardır. Hele hele tahkiki İmanı olanların çok üstte bir kontrol mekanizmaları var demektir. Bilhassa Risale-i Nurlar gibi tahkiki iman derslerini okuyanların farklılıklarının öne çıkması gerekir. Üstad Hazretleri ve ilk saftaki fedakar talebelerinin olaylar karşısındaki sabırları, hep affedici olmaları bize ders olmalıdır.

Büyük günah işleyenlere kafir demenin yanlışlığını anlatırken Üstadımız diyor ki: “Hem insanda hissiyat galip olsa, aklın muhakemesini dinlemez. Heves ve vehmi hükmedip, en az ve ehemmiyetsiz hazır bir lezzeti, ileride gayet büyük bir mükafaata tercih eder. Az bir hazır sıkıntıdan, ileride büyük ama sonra gelecek bir azaptan daha ziyade çekinir. Çünkü tevehhüm, heves ve his ileriyi görmüyor belki inkar ediyorlar. Nefis dahi yardım etse, imanın mahalli olan kalb ve akıl susarlar, mağlup olurlar. Şu halde büyük günahları işlemek, imansızlıktan gelmiyor, belki his ve hevesin ve vehmin galip gelmesiyle, akıl ve kalbin mağlup olmalarından ileri geliyor. Hem fenalık ve hevesat yolu, tahribat olduğu için gayet kolaydır. İnsan ve cin şeytanları, insanları o yola sevk ediyor. İşte bu sırlar içindir ki, Kur’an-ı Hakim, müminleri pek çok tekrar ve ısrar ile, tehdit ve teşvik ile günahtan sakındırıp hayra sevk ediyor.” (On Üçüncü Lem’a, Yedinci İşaret)

Ayrıca Üstad Hazretleri Yirmi İkinci Mektupta şöyle güzel bir teklif ve tavsiyede bulunuyor: “Evvela, kaderin onda bir hissesi var. Onu çıkarıp o kader ve kaza hissesine karşı rıza ile mukabele etmek gerekir.

İkinicisi nefis ve şeytanın hissesini de ayırıp, o adama düşmanlık değil, belki nefsine mağlup olduğundan acımak ve pişman olacağını beklemek…

Üçüncüsü: Sen kendi nefsinde görmediğin ve görmek istemediğin kusurunu gör, bir hisse de ona ver.

Sonra geriye kalan küçük bir hisseye karşı en selametli ve en çabuk hasmını  mağlub edecek af ve safh ile alicenaplıkla mukabele etsen, zulümden ve zarardan kurtulursun.”

Evet en güzeli affetmektir. İnşaallah Cenab-ı Hak da bizleri affeder.

19.09.2016 18:32