TAKİP ET
Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz

“Neme lazım be Sultanım!”

Münazarat Risalesinde geçen Tembellik Zindanına Düşmemizin sebebinin izahında, aşkı, şevki ve himmeti kıran dördüncü engel ise, infiradilik ve kendini düşünme hastalığı gösteriliyor.

Üstad  Hazretleri bu hususta şunları söylüyor: “Sonra da yaratılışı itibarıyla medeni olduğundan, beraber yaşadığı insanların hukukunu muhafazaya ve hem de hakkını onlar içinde aramaya mükellef olan insanın emellerini, arzularını dağıtan İNFİRADİLİK (fert olarak hareket etme, istişaresiz iş yapma) fikri ve şahsını düşünme anlayışı (himmetin, aşk ve sevkin) karşısına çıkar… Siz de ‘insanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olandır.’ düsturunu bu engelin karşısına çıkarın. Çünkü bu ali himmet ve mücahid olan güzel düstur onunla savaşıp, onu alt eder.”

Şahsımızı düşünüp ferdi hareket edersek, istifade edeceğimiz ve bereketini kazanacağımız istişare ve meşveretlerden uzaklaşırız. İki akıl bir akıldan üstündür. Çoğu zaman istişareye katılırken kafamızda %85 oturmuş bir düşünceye bakarız ki, meşveret sonu %80 değiştirmiş ve daha güzel ve yeni bir anlayış kazanmışızdır. Çünkü diğer arkadaşlar olayların bizim bilmediğimiz arka planlarından bahsedince meselenin her köşesi aydınlanıp kafamız net hale gelir. Dahi bile olsak, herşeyi kavramaya dehamız yetmez. İstişare etmeyen dahilerden, istişare ile hareket eden orta zekalar daha isabetli işler yaparlar, yumun ve bereket bulurlar…

Burada mühim olan bizim tek başımıza birşeyler sergilememiz değil; insanlığa faydalı olmamızdır. Bunun da yolu insanlarla uyum içinde, onların da görüşlerini alarak müşterek hareket etmemizdir. Bu bütünlüğü, ittifakı ve dayanışmayı sağlar. İnfiradilik böler, parçalar.

Beşincisi NEME LAZIMCILIK’tır. Üstad Hazretleri bunu şöyle ifade ediyor:”Sonra başkasının tembelliğinden görenek fırsat bulup, hücum ederek himmetin belini kırar. Siz de ‘Tevekkül edenler (başkasına değil), sadece Allah’a tevekkül etsinler’ (İbrahim Suresi 12. Ayetin) en sağlam olan kalesine sığınınız.”

Bu hususta şöyle ibretli bir kıssa anlatılır: Kanuni Sultan Süleyman, devlette çöküş emareleri hissedip karşı tedbirler düşünürken süt kardeşi meşhur alım ve mürşid Yahya Efendiye danışmak için bir mektup yazar. Mektubu okuyan Yahya Efendi hemen çok kısa bir mektup yazar: ”Ne me lazım be Sultanım!” Cevabı hayretle okuyan Kanuni hayret içinde kalır. Hemen dergaha gelip Yahya Efendiye: ”Ağabey, ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al!” der. Yahya Efendi, “Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak mümkün mü? Ben sorunuz üzerinde düşündüm ve kanaatimi açıkça arz ettim.” der. Kanuni bunun üzerine der ki: “İyi ama bu cevaptan ben bir şey anlamadım. Sadece ‘Neme lazım be Sultanım’ demişsiniz. Sanki beni böyle işlere karıştırma, der gibi bir mana çıkarıyorum.” Bunun üzerine Yahya Efendi, “Sultanım! Bir devlette zulüm yayılsa; haksızlık başını alıp yürüse; işiten ve görenler de ‘Neme lazım’ deyip uzaklaşsalar; sonra koyunları kurtlar değil de, çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussalar; fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin feryadı göklere çıksa da bunu taşlardan başkası işitmese; işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti kalmaz; sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş de böylece mukadder hale gelir.” der. Bunu dinlerken, Kanuni Sultan Süleyman söylediklerini başını sallayarak tasdik eder. Sonra da kendisini böyle ikaz eden mürşid ve alim Yahya Efendi gibi bir zata ülkesinin sahip olduğundan dolayı Allah’a şükreder.

Üstad Hazretleri Erek Dağından Cuma günleri Van’a gelirken, talebelerine “Ya siz önden gidin, ya ben” diyor. Onlar da “Üstadım uzun yolda herkes yanında konuşacak birilerini ararken siz niye bize böyle diyorsunuz?” deyince diyor ki: “Ben Van’a varıncaya kadar birçok evrad ve ezkarımı okuyup bitiririm. Ama yanımda siz olunca gevezelik yapılır ve ben o vird ve zikirlerimi okuyamam. Hani orak biçenlerin yanına biri gelir. “Gelin bir sigara içelim” diyerek onları meşgul eder. Ama oturanların yanına gayretli birisi gelir orak biçmeye başlar, onları da gayrete getirip, tembellikten kurtarır” diyor. Sonra da  Üstad Hazretleri neme lazımcılık yerine insanları gayrete getirmenin önemini anlatmak için Van’lı Molla Hamid’e “Bilsen ki, mahşer günü gayret ne kadar sana fayda sağlayacak ve ne kadar mühim, hiçbir dakikanı boşa geçirmezdin.” diyor.

İşte günümüz böyle mürşid ve alimlere hem de dinleyip ders alacak idarecilere muhtaç…

16.10.2016 16:45