TAKİP ET
Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz

Kur’an şifa

Âyet-i kerimeler, Kur’an-ı Kerim’in ŞİFA (Yunus Sûresi, 10/57), NUR (Nisa Sûresi, 4/173) ve RAHMET (En’am Sûresi, 6/157) olduğunu ifade etmektedir.

Nasıl oluyor da kelâm ve kelimeler, şifa, nur ve rahmet, hatta kudret gibi tesirli oluyor. Çünkü Cenab-ı Hak bir şeyin olmasını dileyince, sadece “Kün!” yani “Ol!” diyor ve hemen oluveriyor. (Yâsin Sûresi, 36/82) “Kün!” emri bir sözdür. Halbuki, bu emirle yaratılan şey ise Kudret ile meydana gelen bir varlıktır.

Bunu anlayabilmek için Risale-i Nur’dan Yirmi Dördüncü Söz’e ve Otuz Birinci Söz’e müracaat etmemiz gerekir. Oralarda, özetle Cenab-ı Hakk’ın isimlerinin sonsuz olduğu, her bir isminin yetmiş bir derecesi olduğu ve isimlerin tek başlarına değil, girift tecelli ettikleri ifade edilmektedir. Mesela: Fâtiha Sûresi’nin on dört tane ismi vardır. Bunlardan üç tanesi de Vâfiye (yeter, tam), Kâfiye (yeterli olan, tamam) ve Kenz (hazine)’dir. Hz. Ebu Said (r.a.) anlatıyor: “Biz, Resulullah’ın (s.a.s.) çıkardığı askerî bir seferdeydik. Bir yerde konakladık. Yanımıza bir câriye geldi ve, ‘Obamızın efendisi Selim’i bir zehirli soktu. Onunla meşgul olacak erkekler de şu anda yoklar. Sizde rukye yapan biri var mı?’ dedi. Bunun üzerine bizden rukye hususunda mahâretini bilmediğimiz bir adam onunla gitti ve adama okuyuverdi. Adam iyileşti. Kendisine otuz koyun verdiler. Bize sütünden içirdi. Ona, ‘Sen rukye bilir miydin?’ dedik. ‘Hayır, ben sadece Fâtiha okuyarak rukye yaptım.’ dedi. Biz, kendisine, ‘Resulullah’a (s.a.s.) sormadan bu verdiklerine dokunma!’ dedik. Medine’ye gelince durumu O’na söyledik. Aleyhissalatü vesselam, ‘Fâtiha’nın rukye olduğunu (tedâvi maksadıyla okunacağını) sana kim söyledi? Verdikleri koyunları paylaşın, bana da bir hisse ayırın!’ buyurdular.” (Buharî, Müslim)

Fâtiha Sûresi, aynı zamanda bir kenz, bir hazinedir… Bir Allah dostunun bulunduğu yerin bahçesinde güzel bir ağaç vardır. İlkbaharda hoş bir güzelliğe mazhar bu ağacın sonbaharda yapraklarındaki renk cümbüşü insanı bayacak kadar harikadır. Fakat ağacın kenarına kazılan fosseptik çukuru bu ağacı kurutur. Bahçesinin bakıcısı da, “Manzarayı bozuyor.” diyerek onu kökünden keser. Bu duruma Allah dostu çok üzülür ve “Ben penceremden ona bakıyor ve Fâtiha üzerinde tam konsantre olacağım anı bekliyordum. Çünkü o halde Fâtiha’nın bereketiyle ona yönelip uzanıldığında yeniden yeşereceğine inanıyordum. Fâtiha bir hazinedir. İnanarak Fâtiha’yı okuyun, ölü dirilir. Babam rahatsızlığının son demlerinde bana dedi ki: “Birisi kansere yakalanmıştı, ben de Fâtiha şifadır, diyerek Fâtiha Sûresi’ni yazıp verdim. O da samimi bir niyetle alıp temiz bir suyun içine bırakıp şifa niyetiyle içmiş. Cenab-ı Hak da ona şifa nasip etmiş. Sen de oğlum, Fatiha Sûresini benim için yazsan.” Fakat ben bir türlü o konsantreyi kendimde bulamadım.” der.

Elhamdülillah, İlahî bir lütuf olarak, Fatiha Sûresi Müslümanların elinde büyük bir şifa kaynağı ve muazzam bir hazine; ama kıymetini bilmiyoruz. Ya âdet nevinden veya gaflet içinde okuyup tam istifade edemiyoruz.

Kur’an’ın hüzünle ve tertil üzere tecvid kaidesine riayet edilerek okunması çok mühimdir. Kur’an-ı Kerim’i kelime kelime nizam içinde gönderen Cenab-ı Hak, insan vücudunu bir Kur’an yazar gibi, zerre zerre, hücre hücre intizam ve âhenk içinde dizip yaratmıştır. Sanki iki diyapozom âleti gibi… Aynı frekansta olunca, bunlardan birisi ihtizaza gelip titreşince öbürü de ihtizaza gelir. Buna rezonans olayı diyoruz. İşte, Kur’an-ı Kerim’in harfleri ve kelimeleri ile insan vücudunun zerreleri arasında da böyle bir âhenk vardır. Eğer tecvid ile ve hüzünlü bir edâ ile okunursa, hele hele gözyaşları ile okunursa o müthiş mânevî rezonans meydana gelir ve mânevî hazzından ve lezzetinde de doyum almaz.

22.02.2016 16:00