TAKİP ET
Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz

Kısırlaşmamak için

Kıyamete ayarlı bir Hizmetin devamı iyi yetiştirilmiş nesillere bağlıdır. Bunların; Üstad Bediüzzaman’ın tabiriyle ‘Vâhid-i salih’ yani tam sayılar gibi olmaları gerekir. Yoksa kesirli (ondalık) sayıları birbiriyle çarpsanız bile, çoğaldıkça azalırlar. Yani yarım kere yarımın çarpımı çeyrek olur; yarım bile kalmaz, dörtte bire düşer. Yani on onluk olmayan kesirli –küsurlu toplulukların sayısı ne kadar çoğalırsa çoğalsın işleri ve işlevleri o kadar azalır. Bizim anladığımız Hizmetlerde kısırlaşma işte budur…

Dışarıdan bakan ama meseleyi iyi kavramış büyük bir İslam Âliminin, bir ziyaret münasebetiyle yaptığı değerlendirmelerin bir bölümünü sizlere aktarmak istiyorum:

“Kesin olarak bilmeliyiz ki, bu meydana gelenlerin hepsinde hayır vardır. Bunu daha iyi görebilmek için, mevcut portreye uzaktan bakan biri olarak şunları söyleyebilirim: Bu peşpeşe meydana gelen hadiselerin, Allah’ın izniyle ‘neticesi itibariyle hayır’ olduğu konusunda, en önemli birkaç alameti zikretmek istiyorum:

Birinci Alâmet-i Bâhira: Tâ başlangıcından itibaren yakından takib ettiğim şu peşpeşe yaşanan hâdiselerin aralığından şu hakikat tebârüz ediyor: Hizmetteki bay-bayan Hizmet insanları bilmeliler ki, asıl hedef, ne bir toplumsal statü elde etme, ne de birilerine karşı belirli bir zafer kazanma… Aksine asıl hedef, -her zaman tahakkuk etmiş olduğu gibi- ‘Allah ile sıkı bir irtibat’tır, ‘ihlas’tır, murâd-ı ilâhî’ye kilitlenme ve insanlar arasında Allah’ın rahmetini yaymadır ki bu da her hâlükârda tahakkuk etmektedir ve bu da kimsenin sizin elinizden asla alamayacağı ‘cevher-i fert’tir. Buna göre, hâlihazırda bu hususların, ‘hizmetin lübbü ve cevheri’ olarak mevcut olduğunu söyleyebiliriz. Evet, hedef hiç bir şekilde ne bir toplumsal statü kazanma, ne bir şöhret, ne bir kendini kabul ettirme çabası, ve ne de şirket ve müessese açma olmadı/olmamalı… Bunların hepsi, yoldaki vâsıta ve araç gereçler mesâbesindedir. O zaman, neden bu hâdiseler vukû buldu ve neden şimdi? Ben bu hadiselerde ‘gayretullah’ın tecelli ettiğini görür gibiyim.. Tecelli eden bu ‘gayretullah’ size ve dünyaya şunu söylüyor: bu cevher, her zaman tahakkuk etmektedir ve mevcuttur. İbtila ile (imtihanla) birlikte şu gidenler ise, onlar ‘cevher’ değildir.

Evet, bu husus, birinci alâmet-i bâhira olarak zikredilebilir. İmtihanın merkez üssünde bulunan siz kardeşlerimin yerinde ben olsaydım, ihtimal bu söylediklerimi söyleyemeyebilirdim. Ama, yine de bunları söylüyorum, çünkü ben, arkadaşları tanıyorum, onlarla içli dışlı oldum ve hadiseleri de yakından takip etmekteyim.

İkinci Alâmet-i Bâhira: Hizmet saflarında ve Hizmetin ilişkiler ağında meydana gelen tasaffî, yani temizlenme.. Vaktiyle menfaat ve çıkar mülahazası, bir çoklarının Hizmete yakınlaşmasına, hatta intisap etmesine sebep olmuştu. Ama olan olunca, hem içte hem de dışta, ilk dağılıp gidenler, onlar oldu. Cenab-ı Allah, bu ameliyeyi temhîs olarak ifade buyuruyor. Ayet-i Kerime’de, “Allah, iman edenleri temhîs edecek, temizleyecek.” (Âl-i İmrân sûresi, 3/141) buyruluyor. Bundaki hikmet-i ilahî, ‘yola devam edenler ve sabredenler’i açığa çıkarmaktır. Ve bu, bir vehb-i ilahi ve geleceğe hazırlamadır. (Hamları haslardan ayırmak, ayrık otlarını temizlemektir.)

Üçüncü Alâmet-i Bâhira: Gözden ırak olan belirli şeylerin açığa çıkması ve vüzûha kavuşmasıdır. Hani şu ‘Osmanlıyı geri getireceğim!’ iddiasında bulunanlar vardı ya, madem –iddia ettikleri şekilde- gayeleri bu istikametteydi, o zaman neden ‘Allah’ın adının anılması, O’nun gönüllerde taht kurması ve kullarıyla arasındaki engellerin kaldırılması’na mâni oluyorlar?!

Allah şöyle buyurmuyor mu?

Vukû bulan bu mezâlim, haddizatında bir inkişaf ve onların aleyhine ikame edilen çok açık bir hüccettir.

Dördüncü Alâmet-i Bâhira: Cereyan eden bu hadiseler, lisân-ı hâlleriyle, bize, birinci maddede bahsi geçen ‘cevher-i ferd’e daha çok yoğunlaşılması gerektiğini söylemektedir. Bu ‘cevher-i ferd’ ise, ‘Allah yolunda hizmet etme, rızasını elde etme uğruna O’nun emirlerine harfiyen ittiba’ ile mümkündür. Haddizatında bu, stratejik bir yönlendirmedir. Bildiğiniz gibi Allah ‘Gayûr’dur.

Ne var ki, bazılarımız itibariyle, O’nun rızasından başka belirli şeylere teveccühler olmuş olabilir.

Haddizatında bu hususlar, cevher ve asıl değil.. Oysaki meselenin lübbü ve esası, ‘cevher’dir. Hizmetteki o cevher ise, onlarının elinin ulaşamadığı ve –Allah’ın izniyle- asla ulaşamayacağı başka bir yerde duruyor. Bunca tazyik ve tahribe rağmen, bu cevhere kimse dokunamadı ve Allah’ın izin ve inayetiyle mevcudiyetini hâlâ koruyor. Beri taraftan, Hizmet’in şu âna kadar tertib ettiği bunca toplantılar, bu cevher için miydi yoksa başka bir şey için miydi, bunun iyi tayin edilmesi icab eder.

Evet dört dörtlük değil, on onluk yetişmiş ‘cevher-i fert’ nesiller, olgun ve dolgun birer tohum gibi dünyanın her tarafında inşallah yedi verenler, yedi yüz verenler gibi bereketli hizmetlerine devam edecek, “İşimiz var, işimize bakalım, müşteriler bekliyor!..” diyerek aşk ve şevklerini artıracaklardır.

04.07.2016 11:55