TAKİP ET
Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz

Kırılma noktaları ve sürprizler

Biliriz ki, filmlerde, bilhassa dizilerde bıkkınlık vermeye, usandırmaya başlatan kırılma noktaları vardır ve bunlar hep mantıkî boşluklarla doludur… Bunun için senaristlerin, mantıkî bağlarla, makul sürprizler bularak, film ve dizileri yeni bir heyecan ve taptaze meraklarla izleyiciyi sürükleyici çareler bulması gerekir. Yoksa, onları seyretmek artık çekilmez olur…

İşte insanların ve cemaatlerin de böyle çıkmazları olur… Yunus Emremizin dediği, “Bizden kimsenin usanmaması için, her gün yeniden doğmamız gerekir.” Aslında, bizim de kendi yaşayışımızdan usanmamak için böyle bir mecburiyetimiz vardır…
İçinden geçmekte olduğumuz bu sürecin hikmetleri üzerinde dururken bir de meselenin bu yönünden bakmamız icap eder…

Geçenlerde Türkiye’deki yaşanmaz şartlardan dolayı Avrupa’ya yerleşmek için gelmiş fütüvvet ruhunun temsilcilerinden hem Hacı Kemal Ağabeyin arkadaşlarından, yaşlanmış bir yiğitle karşılaştım… Neredeyse kendisine zulmedenlere dua edecek!.. “Bu, süreç ne kadar hayırlı oldu!.. Yoksa kendimi emekliye ayırıp bir kenara çekilecektim. Şimdi yeni bir gayretle Hizmet’e sarılıp üzerime düşenleri yapmak istiyorum. Böyle şoklanmaya, yeni süprizlere açılmaya çok ihtiyacım vardı!.. Evet yeniden dirildim, kendime geldim ve Hizmetime dört elle sarıldım!..” dedi… Bu yazıyı yazmama da vesile oldu…

Bir ay önce Pakistanlı şuurlu bir Müslümanla karşılaştım. “Ülkemde ve dış ülkelerde fabrikalarım var. Allah bana büyük zenginlik bahşetti. 63 yaşıma gelince işlerimden kendimi emekli edip her şeyi oğullarıma bıraktım. Sağlık ve eğitim vakıflarında görev alayım, kendimi ibadete ve hayır işlerine adayayım diye düşündüm. Bu kararımı yerine de getirdim. Sizin eğitim gönüllülerinizle tanıştım. Bizim yönetim kurulunda olduğumuz büyük bir kolej vardı. Bir türlü başarılı olamıyordu. Deneyelim de bir bakalım diye sizinkilere teklif ettik. Kısa zamanda başarılarına şahit olduk. Bir gün sağlık vakfımıza şehrin merkezinden büyük bir arsa teklifi geldi. Bağışlamak istiyorlardı. Biz, işimiz çok uğraşamayız diye başka bir sağlık vakfına bağışlamalarını söyledik. Onlar da biz başedemeyiz dedikleri için tekrar bana geldiler. Benim aklıma sizin arkadaşlar geldi. Onlara “Arsa hazır, kolej binasını yapıp teslim etmek bana ait, sizden hiçbir şey istemiyorum, siz sadece eğitim işine bakacaksınız, burasını kabul edin.” dedim. Bunu öğrenen bizim yönetimimizdeki kolejin sahipleri “Ne olur, bu öğretmenlerimizi alıp o yeni yapacağın koleje götürme.” diye yalvardılar. Ben “Öyle şey olmaz, onların oraya da buraya da yetecek kadar eğitimcileri var!’ dedim. Şimdi bu hizmeti tanıtmak için geziye çıktım. Bütün dost ve tanıdıklarıma anlatmaya çalışıyorum. Ben çok gençleştim. Yepyeni bir dünyada yepyeni işlerle uğraşıyorum! Bundan büyük bahtiyarlık mı olur? Allah’a çok şükrediyorum.” dedi…

Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “İman edenlerin kalblerinin; Allah’ı ve O’nun tarafından inen hakikatleri hatırlayarak (Allah’ı zikrederek) yumuşayıp saygı ile dirilme vakti gelmedi mi? Sakın onlar daha önce Kitap verilen ümmetler (Mûseviler, Hristiyanlar) gibi olmasınlar. Zira Kitab’ı tanımalarının üzerinden kendilerince uzun zaman geçmesi sebebiyle, onlarda ülfet ve kanıksama meydana gelmiş, neticede kalpleri katılaşmıştı. Hatta onların çoğu büsbütün yoldan çıkmışlardır. İyi düşünün ki, Allah, bütün yeryüzünü bile ölümünden sonra diriltiyor. (Gevşeyen ve uyuklayan gönülleri de böylece diriltebilir.) Zaten aklını çalıştıran, zihnini işleten kimseler için bu canlanmayı gerçekleştirecek âyetlerimizi iyice açıklamış bulunuyoruz.” (Hadîd Suresi, 57/16-17)

Kur’an-ı Kerim; yokluğa yakın olduğu için sıkıntı, bıkkınlık veren matlaşma, monoton ve yeknesak hâle gelmelerden sakınmamızı, yeni bir uyanışta, taze bir başlayışla işimize yani iman ve Kur’an hizmetlerine dönmemizi istiyor. Bunun için “ses gülleri” âyet ifadeleriyle bizleri alarma geçirmek istiyor… Yoksa bu teyakkuz için zâlimleri bile musallat edebileceğinin işaretini veriyor.

27.06.2016 17:14