TAKİP ET
Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz

Fildişi Sahili’nde açan ilk çiçek

Daha önce bir yazımda Fildişi’nde açılan okulumuzun hikâyesini, oraya ilk giden eğitim gönüllüsü adanmış ruhların ağzından sizlere anlatmıştım. Şimdi de olayın yerli kahramanı, eğitimci Mr. Jean Paul’un kaleminden sizlere takdim etmek istiyorum:

Temmuz 2006’da Fransa’da yüksek lisansımı tamamladıktan sonra ülkeme Fildişi Sahili’ne geri döndüm. Fransa’ya gitmeden önce MEB özel okullar genel müdürlüğünde koordinatör olarak çalışıyor ve özel okulların okul açma iznini ben takip ediyordum. Geri döndüğümde aynı göreve devam ettim. Ülkeme geri dönmenin heyecanıyla çok sık gitmediğim bir restorana yemek için gitmiştim. Bir masaya geçip Fransa’dan aldığım ve çok sevdiğim ceketimi çıkartıp sandalyeye asıp lavaboya gittim. Geri geldiğimde masamın bir grup beyaz tarafından işgal edildiğini, bana ait olan masada rahatça oturduklarını gördüm ve oldukça sinirlendim. Üstelik ceketime yaslanıyor ve kırıştırıyorlardı. Asık yüzümle masaya ilerleyip sertçe ceketimi çekip alarak başka bir masaya geçtim ve yemek siparişimi söyledim. Yemeğimi tam bitirmek üzereyken az önce masama oturarak ceketime yaslanan beyazlardan 3-4 tanesi masama gelip özür dileyerek oturdular. Ceketimi görmediklerini söyleyerek tekrar özür dilediler. Kartlarını verdiler ve benim kartımı istediler. Ben onlara kızgın olduğum için kart vermedim, sadece peçeteye telefon numaramı yazarak verdim. Dışarı çıkarken verdikleri kartı da yırtarak çöpe attım.

Aradan bir ay kadar geçmişti ki bir gün ofisimin telefonu çaldı. Önce kim olduğunu anlayamadım, sonra masamı işgal ettiklerini ve ceketime oturanlar olduklarını söyleyince onları hatırladım. Benden randevu talebinde bulundular. Yarı sitemli yarı resmi “Şimdi de pantolonuma oturmaya mı geleceksiniz?” dedim. Telefon konuşmasından yaklaşık bir saat sonra ofisime geldiler ve kendilerini tanıttılar. Türk olduklarını, burada okul açmak istediklerini söylediler. Ben şaşırdım, o zamana kadar hiçbir Türk’le tanışmamıştım. Onları dinledim ve sonra  “Fildişi’nde hiç tanıdığınız birisi var mı?” diye sordum. Onlar da cevap olarak “Evet var. Sizi tanıyoruz ya.” dediler. “Peki, şu an bu tanıdığınız yani ben kimim ne iş yaparım bu ofiste hangi işleri takip ederim, biliyor musunuz?” dedim, “Hayır.” dediler. Onlar da özel okullara izin veren makamda olduklarını bilmiyorlardı. Bu Allah’ın ve yüce İsa’nın bir işareti ve inayetiydi benim için. Kendimi tanıttım yaptığım işi ve görevimi söyledim. Hayretle birbirimize bakarak dakikalarca duygulu anlar yaşadık, sonra çok memnun olduklarını söylediler, konuşuldu ve ertesi gün beraberce okul binası arama kararı aldık.

Restoran hadisesi ile başlayan tanışma zinciri ile irtibat kurduğumuz Türklerle birlikte okul arıyordum, bu çok enteresandı. Gece yatakta sürekli düşünüyordum. Okul binasını nerde ve nasıl bulacağız diye. Yine bir gece düşünürken aklıma birden bu tanışma olayından 6 ay önce bir özel okul sahibi bana gelerek “Okulun anahtarını sana vereyim.” demişti. Ertesi gün okul sahibini bularak okulun binasını kiraladık. Fakat bina kiralamak yetmiyor, okul açma izni gerekiyordu ve bu süreç iki yıl sürüyordu. Fakat ben bu insanları çok sevdiğim için normal prosedürün dışına çıkarak milli eğitim bakanı ile direkt görüştüm. Okul açma iznini 3 haftada aldık. Böylece Ekim 2006’da okul eğitime başlamış oldu.

Bugün bu okulun başarılarını gördükçe vesile olduğum için Allah’a şükrediyorum. Bu güzel insanlarla tanıştığım için kendimi şanslı hissediyorum.

18.01.2016 15:57