TAKİP ET
Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz

Eşik gardiyanlarına rağmen

Eşik gardiyanları ilerlemeyi engelleyen şeylerdir.

Bazan, insanın, şefkat, ülfet, ünsiyet ve sevgi gibi duygular da yanlış kullanılınca eşik gardiyanı olabilir, bir üst dereceye çıkmaya, zıplayıp yükselmeye mâni teşkil edebilirler. Bu gardiyanlara karşı özgürlüğünü koruyacak bir donanımı olmazsa insan, pes etmek zorunda kalabilir. Anne şefkati, evladını yanından ayırmak istemez. Anne himayesinin cazip sıcaklığı çocuğun ondan kopmasına, tahsil yapıp yeni ufaklara açılmasına engel olabilir…

Vahiy mesajı, yaptırımcı bilgi olduğu için Hz. Musa Aleyhisselam’ın annesi vahyi alınca oğlunu zembile koyup Nil Nehri’ne bırakmaya râzı oldu. Efendimiz (sas) annesinden koparılan bir oğul gibi Kâ’be’ye Mekke’ye dönüp dönüp bakarak Medine’ye doğru yola çıktı. Aslında Kâ’be O’nun (sas) ta en başta ikizi hükmündeydi…

Ehl-i Beyt, Yezid’lerin, Haccac’ların, hatta amcaoğullarının zulümleri olmasaydı, asla Medine’yi terk etmez, dünyanın her tarafına gitmezlerdi. Zâlimler zulmetti ama kader çok hikmetli bir icraatta bulundu; seyyidler, şerifler bu mağdur ve mazlum seferleriyle cihana İslâmî güzellikleri sergileme imkânı buldular. Her tarafta ilim ve irfan yuvaları açıp dünyayı irşad ettiler.

Bugün için, içinden geçtiğimiz bir süreç var. Zâhiren şer gibi görünüyor ama inşallah netice itibarıyla hayır olacak…

Bu hizmet ülkemizde kendisine düşeni yaptı. Artık cihanın, Rabb’imizin nuru ile aydınlatılması zamanı geldi. Artık dünyanın her yerinde hizmet etmek zamanı… Sakın, tenperverlik, hayat tutkusu yani meylürrahat bir eşik gardiyanı olarak bu gayrete engel olmasın…

Yirmi Sekizinci Lem’a’nın Fihriste’sini yazan Hafız Ali Ağabeyimiz diyor ki: “Âhir zamanda bütün Kur’an’a muhalefet eden inkâr cereyanına karşı, aynı ism-i Âzam’ı şefaatçi ve sığınak edinip çürütülmez Kur’an’ın mucizeliğinden gelen Risale-i Nur’un sönmez nuruyla ve susmaz lisanı ile cesaretle mukabele ve mukavemet edip yerin yüzünü yakıp çok çiçekleri kurutan inkâr ateşini, İsm-i Âzam’ın kibriyalı, azametli nuruyla ve İsm-i Rahman ve Rahîm’in şefkatli tecellisinden kaynayan âb-ı hayat ile söndüren ve yanan yerlerde kuruyan nehir ve bağ çiçeklerine mukabil, dağlarda ve kırlarda semâ yağmuru ve rahmetiyle hararete tahammüllü ve soğukluğun şiddetine dayanıklı çiçekleri yetiştiren Risale-i Nur…” Evet bu hizmet, maddî olarak, Sibirya’nın soğuğundan Afrika’nın sıcağına yani eksi 40-50’lerden artı 40-50’lere kadar şiddette her şeye tahammüllü gençleri yetiştirdiği gibi; mânevî olarak da Cehennemî günah sıcaklarından, Nar-ı Cahim’in zemherir soğuklarına dayanıklı kardelenler gibi yiğitlerini de yetiştirdi Elhamdüllilah.

Buna misal olarak Brezilya’ya ilk gidenlerden misaller vermek istiyorum:

Mustafa Göktepe Bey, önden giden atlılardan, ruhları ve vicdanları her türlü menfiliklere tahammüllü yiğitlerden hatıralar bahsederken onların nasıl bir imtihan mengenesinden geçtiklerini de ifşâ ediyor…

Bir tek makaleye sığmayan bu konuyu, ayrı ayrı makalelerde parça parça ele almaya çalışacağım inşallah…

10.01.2016 08:51