TAKİP ET
Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz

”Benim sanatım iman kurtarmak”

Kemâl Ural Ağabeyin kayın vâlidesi Şahide Yüksel Hanımefendi Üstad Hazretlerinin Afyon Mahkemesinde ifade verirken unutamadığı sözlerini naklederken diyor ki:

“Hâkim, mahkeme esnasında Üstad’a ‘Sanatın nedir?’  diye sorunca, Üstad, ‘Benim sanatım iman kurtarmak, din kardeşlerimin imanları tutuşmuş yanıyor.’  diye cevap verdi. Ayrıca hâkim, sanki kendisi din adamı imiş gibi ‘Neden sakal bırakmıyorsun? Niçin evlenmedin?’ diye sualler sordu. Üstad ise, ‘Hapse girince siz kesmeyesiniz diye sakal bırakmadım; evlenmek sünnetini yerine getirenlerden bazıları dokuz farzı terk ettiler.’ diye cevaplar verdi…

Bayram Yüksel Ağabeyimiz diyor ki: “Üstadımızı  muallimler ziyarete geldiklerinde onlarla çok fazla alâkadar olurdu; ‘Şu zamanın dindar bir muallimine,  eski zamanın velileri nazarı ile bakıyorum, çünkü eski zamanda dini terbiye anne-babaya verilmişti. Bu zamanda o vazife muallimlere verilmiş, muallimin iyisi çok iyi, fenası da çok fenâ. Çünkü masum çocuklar, muallimlerine çok dikkat ederler, âdeta mıknatıs gibi hocalarından ne görürse iyiyi de, fenayı da çekerler. Muallimin iyisi minare başında, kötüsü kuyu dibindedir. Muallimler için ortası yoktur, yâ âlâ-yıilliyyînde veyaesfel-i sâfilindedirler.  Ortası yok.’ derdi. Onun için dindar muallimlere çok ehemmiyet veriyordu. ‘Eğer imkânım  olsa, her gün dindar bir muallime on altın lira veririm. Çünkü dünyada benim çocuğum olmadığından, bütün dünyadaki çocuklara şefkat cihetiyle, alâkadarım’ derdi. Muallimlere ders verirken merhum Hasan Feyzi Mustafa Sungur, Abdurrahman Yüksel gibi zâtlarımisâl verirdi ve ‘Sizleri de onlar gibi kabul ettim’ derdi. Hem ‘(Muallim olan) Mustafa Sungur’un okuması mânâ-yı ismiden mânâ-yı harfî hükmüne geçti, onun okuması maarif-i İlâhî hükmüne geçti’ derdi.”

Şahide Yüksel’in Beyi Abdurrahman Yüksel ilk okul öğretmeni idi. Üstad’ı zaman zaman ziyaret edip, dua ve alâkasına mazhar olmuştu. Üstad Hazretleri dua eder alâkadar olurdu. Abdurrahman Yüksel’i biraderzâdesi Abdurrahman Nursî yerine onun gibi kabul etmişti.

Üstad Hazretleri, bir çok imtihanlardan, cevir, cendere ve mengenelerden geçeceğimize işaret ederek, iman-Kur’an hizmetinin önemini şöyle anlatıyor:

“Madem biz kadere teslim olup bu sıkıntıları ‘İşlerin en hayırlısı en zor olanıdır’ sırrıyla, ziyade sevap kazanmak cihetiyle mânevi bir nimet biliyoruz. Madem hakkalyakîn derecesinde yakînî bir katî’ kanaatimiz var ki: Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir. Elbette biz, bu sıkıntılı haller ile iftiharla ve hâlimize şükrederek mânevî bir mücâhede yapıyoruz diyerek, şikâyet etmemek lâzımdır.” (Şuâlar 13. Şua)

Erdoğan Utangaç, diyor ki: “Sevgili Üstadımızın mübarek ellerini öptüm, öptüm… O heybetli simasına ve gözlerine bakamıyordum. Bursa’dan geldiğimi ve Bursalı ağabeylerimizin selam ve hürmetlerini getirdiğimi söyledim. Çok mütehassis oldular. ‘Seni de buradaki ağabeylerin gibi, talebeliğime kabul ettim. Senin ismini Rıdvan olarak değiştiriyorum’ dedi. Mübarek elleri ile sırtımı sıvazladı ve, ‘Kardeşim, Nurların hizmetinde en küçük bir hizmet, çok büyük neticeler verir. Hizmetimiz kutsidir. İman ve Kur’an hizmetinde YILMAYINIZ,  YORULMAYINIZ,  USANMAYINIZ’ dedi. Bursa’nın mânevî sultanlarına, Kur’an hizmetindeki kardeşlerime binler selâm ederim. Cenab-ı Hak sizleri ve bütün Nur talebelerini insî ve cinnî şeytanların şerlerinden muhafaza etsin… Âmin.’ diyerek, bizlere dualar etti.”

Bu meslek üzerinde yılmadan, yorulmadan, usanmadan gayret göstermemiz gerekiyor.

31.07.2016 22:15