TAKİP ET
Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz

Barbarca saldırılara karşı

Brüksel’de “Şiddete Karşı Duruş: Mücahede Ve Müslümanların Sorumluluğu” konulu konferanstan tam bir hafta sonra Brüksel korkunç terör saldırılarına sahne oldu.

Bu son saldırılar, 15 Mart 2016’da Leuven Üniversitesinde okunan M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin tavsiyelerine Müslümanların ve bütün insanlığın ne kadar muhtaç olduklarını ortaya koymaktadır:

Dinlerinin temel değerlerini hayatlarında yaşamak ve öğretmek bütün Müslümanların ve hassaten Müslüman alimlerin mesuliyetidir. Terörist gruplar gençlerimiz arasından problemler yaşayan, çözümler arayan ve örnek bir İslami hayatı arayanları devşiriyorlar. Bize düşen gençlerin enerji ve dinamizmini müsbet istikametlere sevk etmek ve temel İslami değerlerin yaşandığı ortamlar tesis etmektir.

Terörist grupların en temel hatası İslam’ın temel kaynaklarından yaptıkları iktibasları siyak sibak münasebetinden kopararak zaten önceden tespit ettikleri hedeflere ulaşmada vasıta olarak kullanmalarıdır. Tarihi, edebi, sosyal ve dini bağlamlarından kopararak yaptıkları iktibasları temsil iddiasında bulundukları dinin ruhuna tamamen zıt şekilde kullanıyorlar.

İslami geleneğin yanlış anlaşılan ve terörist gruplar tarafından sui-istimal edilen başka bir yönü ise tedafüi (müdafaa) mahiyetteki savaşları düzenlemeye matuf olan hükümlerdir. Kur’an-ı Kerim mütecaviz savaşları tecviz etmez. Tedafüi savaşları düzenlerken de silahlı çatışmalardan mümkün oldukça kaçınmayı, kaçınılamazsa insan kayıplarını en aza indirmeyi ve kaçınılamayan çarpışmalarda yara alan insani ilişkileri tedaviyi hedefler.

Terörist grupların Müslümanca davranmadığını veya gayri-Müslim bazı çevreler tarafından manipüle edildiğini söylemekle yetinip kendi mesuliyetimizden kaçamayız. Bu gruplar neticede bizim cemiyetlerimiz içinden eleman devşiriyorlar ve bunu yaparken İslami kaynakları suiistimal ediyorlar. Müslümanların geçmişte emperyalist devletler elinde çektikleri veya günümüzdeki bazı devletlerin menfi uygulamaları, bizim terörist grupların barbarca saldırılar karşısında sessiz kalmayı ve tel’in etmeyi tecviz etmez. Müslümanlar, zulmü durdurmak gibi meşru bir hedefe giderken savaşmayan sivilleri öldürmek gibi gayri meşru yolları kullanamaz.

Modern zamanlarda Müslümanlar demokrasi ve devlet gibi kavramlara tatbikattaki kusurlar ve bu kelimelerin başka diller kökenli olması gibi sebeplerle tepki gösterdi. Eğer demokrasinin sacayakları cemiyetin bütün fertlerini kendi konumunda kabul etmek, adalet ve hukukun üstünlüğü, temel insan hakları ve hürriyetlerinin korunması gibi şeylerse onu İslami değerlere zıt gibi görmek doğru değildir. Son olarak, terörizm problemine çözümler aranan masalarda Müslümanların bir sandalye sahibi olması azami ehemmiyete haizdir. Müslümanlara karşı korku ve şüpheyle şekillenen günümüz atmosferinde bunu yapmak çok zordur ancak zorluğuna rağmen gelecek nesillerin cemiyetleriyle sağlıklı ilişkiler içinde olabilmesi için vazgeçilmez bir vazifedir.

Küreselleşen dünyamızın Müslüman olmayan vatandaşlarının da şunu görmesi gerekir ki ISIS, Boko Haram veya El Kaide gibi grupların arz ettiği terörizm belasından kurtulmak orta direk Müslümanlarla pozitif bir angajmana girmeden mümkün değildir. Müslümanların toplumlarından yabancılaştırılmaması için nefret tellalları ve korku zihniyetli fanatiklerin marjinalleştirilmesi için herkes gayret sarf etmelidir.

Evet, M. Fethullah Gülen Hocaefendinin bu tavsiye ve tekliflerine her zamandan daha çok ihtiyacımız var.

28.03.2016 16:12