TAKİP ET
Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz

Ağaç kurumamışsa baharı duyar

Bizim vazifemiz, iman – Kur’an hizmetinde İslami gerçekleri ve güzellikleri görmek – göstermek ve yaşamak… Bunları ruhlara duyurmak bize ait değil… Celaleddin Harzemşah’ın dediği gibi “Bizim işimiz Allah için SEFER; yoksa ZAFER değil.” O hikmet ve rahmet Sahibinin işine karışmak asla hakkımız ve haddimiz değil… Ne yapacağını herkesten iyi bilir…

Üstad Hazretleri, İşaratü’l i’caz tefsirinde üzerinde durduğu Bakara Suresinin 6. Ayetinde, Allah’ın ilminde ebedi inkar içinde kalacakları belli olan, kalbi mühürlü kafirler hakkında Peygamber Efendimize (S.A.S.) şöyle buyuruluyor: “Sen onları inzar etsen (gelecek bir tehlike hakkında, Cehennem azabı ile uyarsan) de inzar etmesen de, onlar için fark etmez… “Sevaun aleyke” buyurulmamış. Yani “Senin için fark eder. Sen tebliğ ve inzar vazifeni yapmaktan dolayı, onlar kabul etmeseler de ecir ve sevabını alacaksın… Sen sana düşeni yap…” Biz ise kimin kalbi mühürlü, yani artık kup-kuru bir ağaç haline gemiş bilmiyoruz… Hocaefendinin dediği gibi eğer ağaç kurumamışsa baharı duyacağı için işimize devam edeceğiz.

Üstad Hazretleri, Lemaat isimli şaheserinde, hiç ümit edilmedik şekilde, bazılarının uygun şartlarda bir anda bir senelik gelişme gösterebileceklerine işaret ediyor: “Fıtratların bir kısmı birden bire parlıyor. Bir kısmı tedricidir, yavaş yavaş gelişiyor. İnsan tabiatı ikisine de benziyor. Şartlara bakıyor, ona göre değişir. Bazen ağır ağır ilerler. Bazen de barut gibi kapkara iken, birden bire fışkırıyor. Nurani bir ateş oluyor… Bazı olur bir temas, taşı iksir ediyor. Peygamber Efendimizin (S.A.V.) bir nazarı, birden bire cahil bir bedeviyi, nur saçan bir arife dönüştürür. Eğer ölçü için bir misal istersen: İslam’dan önce Hz. Ömer, İslam’dan sonra Hz. Ömer… Bunların mukayesesini yapacak olursak, İslam’dan önce Ömer, bir çekirdek gibi idi, İslama girince hemen bir ağaç haline geldi ve bir anda meyve verdi. İşte onun gibileri, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) nazarı ve himmeti Arap Yarımadasında onlar kömürleşmiş haldeyken, elmaslara çevirdi… Birden bire ve baştan başa … Barut gibi simsiyah cahiliye dönemi ahlakları parlattırdı da onlar ışıl ışıl parlayan nurlular haline geldiler.”

Onun için hiç kimseden ümit kesmeden, Muhammedi güzelliklerle ahlaklanarak, doğruluk, emanet, iffet, sadakat, ihlas ve masumiyet sıfatları ile bezenerek yola çıkmamız lazım…

Dünya yine bir çıkmaza girdi. Bir yol gösterici ve kör düğümleri çözücü bir rehber bekleniyor. Bu rehberliği, isim ve ünvanları Müslüman, fakat işledikleri cürümlerle İslamın parlak çehresine yağlı karalar çalanlar yapacak değil elbette… Dünya, herkesin yaptığı cürümlerden, gelişmiş haber ağları ile anında haberdar olduğu için kimsenin gizlemesi mümkün değil… Bu rehberliği, bütün dünyaya yayılmış yüz akımız adanmış ruhlardan eğitim gönüllülerimiz, iğne ile değil, saç telleriyle kuyu kazarcasına ortaya koydukları İrfan pınarları ile şimdiye kadar yaptıkları gibi bundan sonra da yapacaklar… Şimdilerde zulmen ve zorla yurt dışına sürülen cömert esnafımız, bereketli imkanları ile bu eğitimcileri destekleyecekler inşaallah…

Biz dünyanın her tarafında meyvelerini veren bu gayretleri heyecanla, binlerle hamd ve şükürlerle seyrediyor ve dünyanın geleceğine engin ümitlerle bakıyoruz. Bizim Cenab-ı Hakkın icraatına, hikmet gözüyle bakmaktan başka bir çaremiz olamaz… Onun icraatında kullandığı ambalajlar elbette çeşit çeşittir… Nice lütuflarının, nefsimiz istememesine rağmen cebir paketli olduklarına şahit olmuşuzdur. İnşaallah şimdikilerde öyle olacaktır.

22.08.2016 19:59