TAKİP ET

AB Komisyonu ayıp ediyor

Ekim ayında yayınlanması planlanan “Türkiye 2015 İlerleme Raporunu” Avrupa Birliği Komisyonu bu salı yayınladı.

Komisyon, daha doğrusu Berlin gibi “önemli” başkentler, içeriğini bildikleri bu raporun 1 Kasım seçimlerinden önce yayınlanmasına sıcak bakmamış, “seçimlere gölge olur” kaygısı taşımışlardı. AKP’nin seçim şansını olumsuz etkiler, Erdoğan kızar düşüncesi ile, raporu çekmecede tutmuşlardı.

Ama AB Komisyonu ayıp etti. Dört hafta bekleyip raporu Antalya’da yapılacak G20 toplantısına gölge etmeyecek bir tarihe, mesela Çarşamba 18 Kasım’a kadar bekletebilirdi. Türkiye’de hukuk devleti, basın özgürlüğü vs. ayaklar altında olduğunu G20 zirvesinde dillendirmek isteyen bazı liderlere malzeme vermeyebilirdi. Komisyon Başkanı Jean-Claud Juncker, Ankara  “anlayışla karşılar” diye mi düşündü, acaba? AB ülkelerini, Almanya’yı Suriyeli sığınmacılar ile tehdit eden, dize getiren bir politikaya, ne kadar güvenilir bilmiyoruz. Ama yaptırım gücü olduğunu birebir izledik. AB Komisyonu’nun “takvimi üye ülkelerin seçim tarihlerine endekslersek, çalışamayız” bilinci, AB tarihinde ilk defa bir kenara bırakıldı. Öyle ya, 28 üyesi olan bir AB’de her zaman bir yerlerde seçim var. Ama AB, çalışma programını Türkiye seçimlerine göre ayarladı.

Bu tür bir süreçten sonra raporun kıymet-i harbiyesini sorgulayan sesler haklı da olsa, içeriği Türkiye gerçeklerine ışık tuttuğu için yakından bakmakta yarar var. AB için Türkiye vazgeçilir olabilir, bizim, bu ülkenin çocukları için değil. Ankara’nın raporu yorumlama dili ilginç veriler içereceğinden şüpheniz olmasın.  İlk göze batan olgu 2015 raporunda kullanılan dilin oldukça sert olması. “İlerleme”, olumlu diyebileceğimiz bir tespit “Suriyeli sığınmacılar” konusunda işbirliğini vurgulayan cümleler dışında hemen hemen hiç yok. Ekonomi ve para politikalarını kapsayan 17 faslın alanında “iyi” gelişmeler, basın açıklamasının girişinde vurgulanmış. Olumlu bir cümle arayışının sonucu olsa gerek. Siyasi kriterler bölümü katı bir eleştiri zinciri, ilerleme değil, geriye gidiş destanı gibi. Cumhurbaşkanının anayasal yetkilerini aşarak iç ve dış politikada temel konularda girişimlerine yönelik vurgudan mı başlasam? Yoksa “seçimlerde basının büyük baskılar altında olduğunu” dillendiren cümleler ile Koza-İpek Grubu’na karşı operasyonun gözden kaçmadığını mı vurgulasam? Gazetecilerin, Ceza Kanunu kapsamında tutuklandığını, yargılandığını, işten atıldığını ima eden “basın özgürlüğü konusunda ciddi kaygıları” üzerine mi eğilsem?  “Yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığının 2014 yılından beri ‘underminde’ aşındığı ve hakim ve savcıların büyük siyasi baskı altında olduğu” tespitini mi öne çıkarsam?  “Hükümetin ‘paralel yapı’  kampanyası” ile yargı bağımsızlığında yaşanan olumsuz gelişmeye doğrudan vurgu yapan  kaygıya mı dikkati çeksem. Sizin bu ‘paralel yapı’ hikayesine inanmıyoruz, hatta bu kampanyanın yargı bağımsızlığını hedef aldığını düşünüyoruz der gibi yazılmış cümleler.

Her neyse, Türkiye’nin 2015 yılında nerde,  2010 yılının millerce gerisinde olduğunun belgesini mi arıyorsunuz, AB Komisyonu’nun 2015 Türkiye raporuna bir göz atın lütfen. Sınıfta kalmak için her şeyi yapan yaramaz bir çocuk karnesi göreceksiniz.

Yıllarca Avrupa Parlamentosu’nda bu tür raporlar kaleme aldığım için bu cümleleri kuran, sert, hatta rencide edici olmamak için “considerable concern”  veya “significant step back” gibi kelimelerle durumun vahametini dillendiren meslektaşlarımın yerinde olmak istemiyorum. Sadece tahmin ettiğim için değil, özel ilişkilerde raporu kaleme alan AB çalışanlarının düşüncelerini bildiğim için, sadece üzülmekle kalmıyor, ülkem adına utanıyorum. Türkiye ne böyle bir rapora müstahak, ne de böyle bir hükümet ve cumhurbaşkanına.

12.11.2015 16:04