TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

1914-2014: Birinci Dünya Savaşı’ndan çıkarılacak ders

İnsan geçmişten ders alır mı? 20. yüzyılda yaşanan felaketlerin temeli olan Birinci Dünya Savaşı’nın 100. Yıldönümü bu yıl. 100 yıl önce insanlık tarihinin o güne kadar bilinen en vahşi savaşı başladı. Bittiğinde 17 milyon ölü, yetim kalmış çocuklar, dul kalmış kadınlar ve virane şehirler geride bıraktı.

1914-2014!

Avrupa’nın 100 yıllık mazine bakıldığında ilk bakışta tarihten ders aldığını söyleyebiliriz.

İki dünya  savaşının sebep olduğu yıkımdan sonra Almanya ve Fransa gibi ‘tarihi düşmanlar’ bir araya gelerek Avrupa Birliği’nin temelini attı.  Weimar Cumhuriyeti’nin ‘başarısız demokrasi’ tecrübesinden hareketle Almanya,bu ülkede yaşayan Türklerin Türkiye için model gördükleri bir demokrasi inşa etti ve vatandaşı devlet karşısında korumak için tedbirler aldı.

Ya ikinci bakışta?

28 Ocak 2014 tarihinde Federal Dışişleri Bakanlığı’nda”1914 –Diplomasinin İflası“ konulu bir etkinlik düzenlendi.  Henüz Ukrayna krizinin gündemde olmadığı günlerde tecrübeli Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier 100 yıl sonra savaşla ilgili şu değerlendirmeyi yapmıştı: “(Geriye bakınca) gördüğümüz fotoğraf askeri ve siyasi elitlerle diplomasinin iflas ettiği bir fotoğraftır.” Karar verici konumunda olan seçkin sınıfıngörevini kriz dönemlerinin ön aşaması olan‘hummalı taşkınlığın’ ateşini düşürmek olduğunu belirten Steinmeier  günümüz için de geçerliliğini koruyan şu neticeye varır: “Soğukkanlı bir şekilde  alternatifleri değerlendirmek ve uzlaşma yolunu aramak. Bunu yapmak için araçlardan çok irade eksikliği vardı.” Hem iç hem de evrensel sorunların barışçıl yollarla çözülmesi için kararlı bir irade ortaya koymak. Günümüzde de eksik olan bu”

Birinci Dünya Savaşı‘ndan önceki yıllarda İkinci Dünya Savaşı‘ndan sonraki yıllarda yaşanana benzer bir küreselleşme yaşanmıştı. Sanayileşmenin sebep olduğu şehirleşme ve kıtalararası göçler; tren, telefon, araba ve uçak gibi teknoloji harikalarının gündelik hayatın akışında sebep oldukları devrim niteliğindeki değişiklikler; her ferdin vatandaş olarak görüldüğü ulus devlet anlayışının yaygınlaşması ile kültürel, dini ve siyasi farklılıkların izafileşmesi; birbirine bağımlı küresel şirketler ve milli ekonomiler…

Tüm bunlar ‘artık savaş olmaz’ kanaatinin yaygınlaşmasına sebep olmuştu.

Ama savaş oldu. Hem de iki dünya savaşı!

Eğer iki dünya savaşının bize öğrettiği bir şey varsa o da barış projesinin güç ve iktidar paradigması ile hareket eden siyasilere, kazanç paradigması ile hareket eden şirket patronlarına, her savaşı yeni savaş teknolojileri ve stratejilerini uygulama fırsatı olarak gören generallere ve kontrollü kriz üretimini çalışma alanı olarak değerlendiren servislere teslim edilmeyecek kadar önemli olduğu gerçeğidir. Bu bazen farkında olmayarak kurda kuzuyu teslim etmek anlamına da gelebiliyor.

Neredeyse her gün farklı ülkelerde çekimi yapılan Türkçe Olimpiyatları marşı ‘Yeni Bir Dünya’ parçasını zevkle dinliyorum. Bu yıl milli kıyafetler ve milli enstrümanlar eşliğinde gençlerin seslendirdiği parça, ‘çeşitlilik içinde birlik’ mesajını içeriyor.

Dünya toplumları savaş ve kavga yorgunu. Yer altı ve yerüstü zenginlikleri için yürütülen açık ve kapalı savaşlar evrensel barışı tehdit ettiği gibi her bir fertte de korkulara ve umutsuzluğa sebep oluyor. Basının her gün haber programı ile evimize taşıdığı bölgesel krizler, açlık ve fakirlik kareleri karamsarlığı arttırıyor.

Hizmet Hareketi’nin dünya genelinde ilgi görmesi ekonomik ve siyasi çıkarların savaş konusu yapılmadığı; kültürel, etnik ve dini çeşitliliğin zenginlik olarak görüldüğü yeni bir dünyanın mümkün olduğu umududur. Hizmet Hareketi içinde yer alan fertler coğrafi, dini, etnik, kültürel ve ideolojik sınırları  aşan insan merkezli bir barış resmini birlikte çizmenin heyecanı ile çalışıyorlar.

Henüz evrensel barış vizyonunu hecelemeye başladığı günlerde bu hareketin kendi ülkesinde sürgün yaşaması ne kadar acı…

13.04.2014 20:33