TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Şu Ramazan günlerinde…

Hakkın, hakikatin yanında yer almak ne kadar hoşsa, yalanın etrafında dolaşmak o kadar nahoş… Elhamdülillah. İçimizden gele gele “elhamdülillah” diyebiliyoruz ki, ne mutlu bize.
Mübarek Ramazan ayına da yalanı reddederek, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan derekesine düşmeden, hırsızlık ve rüşvetin her türlüsüne temenna durmadan girdik.

Zaten yalan dünyada yalana teslim olmak kadar denî bir talihsizlik var mı? Bu cümleleri sarf edince bazıları hemen üzerine alınabiliyor ki, işte dinin içini boşaltmanın en bariz timsali. Sırat-ı müstakim üzere yaşayanlar, her daim oldukları yerde kalır. Ne rüzgara göre yön değiştirir, ne de değerlerinden ödün verir. Hakiki dostluğun, İslam kardeşliğinin lütfuna erer.

Müslümanların kardeş olduğuna kalpten inandık. Bir kere daha anladık ki hakiki Müslümanlık, insanın hakiki imanla kıvamına ermesiyle mümkün. Kıvama ulaşma ise kutsi bir yolculuk. Burada mühim olan istikamet… İstikamet, “rıza” yörüngeliyse kıvama ermenin onu açık… Yani son nefese kadar rıza kapısını aşındırmakla Müslümanlık kıvamını buluyor. Ramazan bize o kutsi kapıyı bir kere daha aralıyor.

Evet, Ramazan “olmak” vaktidir. Müslümanlık, bir hakikat danesine sahip olmayla avunmak değil, bize bir bütünlük içinde lütfedilen değerlerle sahiden olmak’tır. İşte bu zordur, gayret ister. Mevlana diliyle “hamdım, piştim, yandım” esprisi içinde hal yolculuğu olabileceği gibi, tahayyülden tasdike, iz’andan itikada uzayan süreçlerde bir zihin yolculuğuna çıkmayı zorunlu kılar. Zira aksi sorunludur.

Ramazan silkinme vaktidir. Açlık ve susuzlukla hücrelerimizdeki eski yağların yerini yenilerine terk ettiği gibi, maneviyatımızın da yenilenmeye ihtiyacı var. Hal ve zihin dünyamızın rayına oturması adına iradi bir silkinme kaçınılmaz.

Kim ne derse desin, öyle kirlendik ki, ilk taşı atacak kimse kalmadı neredeyse… Acayip bir zaman diliminde yaşıyoruz. Gıybetle dilimiz kirlendi, medyanın inanılmaz gücüyle zihnimiz… Ya iç dünyamızın aynası davranışlarımız! Ne olursa olsun bütün ritüellerin ötesinde iç sorgulama belki de bu mübarek ayın güzel bir hediyesi. Eksiklerimizin farkına varmak ilk mühim adım.

Kur’an-ı Kerim ve hadisler irşada açık yürekler için en büyük nimet! “Bir kimse “İnsanlar helâk oldu!” dediği zaman, kendisi onların helâketin en şiddetlisine uğrayanı olur.” (Müslim) hadisi noktayı koyuyor.  Demek ki, kötülüğü kendi içimizde aramak işin püf noktası. Gerçekten “kendimizle yüzleşmeden, kendimizi sorgulamadan, hemen insanları, kabahatlerinin mahkûmu haline getirmek doğru değil.” Öyleyse Ramazan her yönüyle arınma adına fırsatlar sunuyor bize. Herkesin kendi iç dünyasıyla hesaplaşması Müslümanlar arasında özlenen güzellikleri netice verebilir. Ve yeniden bir vifak ve kaynaşma dalgası meydana getirebilir.

Ramazan sosyal dayanışma vaktidir. İftar sofralarındaki kaynaşmanın sürekli hale gelmesi sanal dünyanın insan ruhuna ters dayatmalarına karşı büyük bir hamle olabilir. Bizi dost kılan araçları yeniden gözden geçirmeye ne dersiniz? Bir yanda dünyanın hayran kaldığı bunca evrensel değerlerimiz, diğer yanda Müslümanların hal-i pürmelali uyumlu bir tablo mu?

Ramazan artık önceliklerimizi sorgulama vaktidir. İstikametimizi dini/ahlaki değerlerimiz mi belirleyecek, yoksa siyasi tercihlerimiz mi? Ancak birincisiyle sahil-i selâmete çıkacağımızı düşünüyorum, ama o da sahiden “olmak” şartıyla…

Madem dünya kimseye kalmıyor, bu kavgalar niye! Amelleri, dostlukları dönüştürmek dururken bâkiye…

30.06.2015 10:29