TAKİP ET

Said GÜL

‘Şaban’ tadında bir ülke

Filmde sanki onun ağzından konuşuyordu mübarek: ‘Ne tahsilim ne de özel bir yeteneğim vardı. Birgün bu eşkiyalar alladılar pulladılar ve sizin karşınıza çıkardılar beni. Niçin mi? Sizi kazıklamak için. Önce şöhret oldum. Halk seni ne kadar severse, o kadar inanır dediler. Halk kuzu gibidir dediler. Ne verirsen yer.”

Tam 16 sene önce uğurladık büyük ustayı. Televizyon mizahının vazgeçilmez duayeniydi o. Rahmetli Kemal Sunal’dan bahsediyorum. Hangimiz gülmedik ki onun esprilerine? 28 senelik sinema hayatına 82 film sığdırmıştı. Üstelik bu hızda üretilen filmleri içerik olarak da kaliteden yoksun değildi.

Bugün sırf nostalji olduğu için mi seyredip gülüyoruz, yoksa Türk insanının damarını mı yakalamıştı o espriler bilemeyeceğim. Galiba ikisi de vardı. Çevrildiği yıllar sokaklarda kardeş kanının döküldüğü, huzurun kalmadığı, her evde insanların ağladığı bir zaman dilimiydi. Ardından gelen darbe de insanların zaten asık olan yüzlerini daha da asmıştı. Bu milletin gülmeye ihtiyacının olduğu yıllarda bu filmler büyük prim yapıyordu. Ağlayan bir millet gülmek istiyordu.

Sosyolojik yönden araştırıldığında bu filmlerin çoğunda toplumsal içerikli mesajlar da vardı. Hem topluma yön veren hem de toplumda yaşananlara uyarlanabilen esprili replikleri vardı. Neredeyse her devre uyan repliklerdi bunlar.

Günümüz Türkiye’sinde son üç yılda öyle gelişmeler oldu ki, her birine bir ‘Şaban filmleri repliği’yle cevap veresim geliyor. Dilimin ucuna geliyor ve ‘şuraya şu söz ne güzel uyardı’ dediğim oluyor. Yine de dilimi tutuyorum. Belki rahmetli öteki tarafta kendi repliklerini kendisi haykırırdı hak edenlerin suratına.

Ülkemiz güya parlamenter demokrasiyle idare ediliyordu. Oysa demokrasinin kazandırdığı bir siyasi kokuşmuşluk vardı ülkede. Rahmetlinin Zübük filmindeki İbraam Zübükzâde’nin seçim meydanlarında kürsüden bir hitap edişi vardır hani. Kendisini dinleyenlere demokrasiyi bile tarif edecek bilgiye sahip değildir. Tıkandığı yerde dediği gibi ‘Demokrasi öyle bişeydir ki, dadından yenmez’. Ama tadı kalmadı demokrasinin. Diktatörlüğe doğru gidiyordu ülke. Kendisi gibi düşünmeyenler eziliyordu canım memleketimde. Rahmetli Kemal Sunal da zaten demokrasi kisvesi altına saklananları hicvetmişti bu filminde.

Bu kisvenin altına saklanarak belli ediyorlardı gerçek yüzlerini. Hani şu ‘Umudumuz Şaban’da ‘Bana Yedibela Recep derler. Ben demokrasi adamıyım. İtirazı olan açık etsin’ diyerek zavallı mahalleliye tehditler savuran bir külhanbeyi vardır. Bu anlayışla idare ediliyordu artık ülkem. Onun mahalleye kan kusturduğu gibi, kabadayı edâsıyla baskı kuruyorlardı Hizmet insanlarının üzerinde.

Oysa yıllardır mensubu olmaya gayret ettiğim bu hareketin adına ‘Hizmet’ dendiyse, niyetimiz insanlığa hizmetti sadece. Niyetimiz insanlığın iyiliğiydi. Niyetimiz insanlığa insanlık etmekti. ‘Kimse Yok Mu?’ diyerek koyduk kendimizi Meraklı Köfteci Zühtü’nin yerine ve ‘Bi insaniyetlik edelim’ dedik sadece. Ama fazla iyilik maraz doğururmuş. Akıl almaz kötülüğe maruz kaldık bu iyiliğimizin karşılığında.

Bu süreçte ömrünü bu milletin iman hakikatleriyle tanışmasına adamış bir insanı terör örgütü elebaşısı gibi takdim ettiler. Bu şekilde milletin gözündeki değer ve itibarını düşürmeye çalıştılar. Sözkonusu haddini aşan ve savurduğu hakaret ve iftiralarla kendini kaybeden devlet büyüğünün yakasına yapışıp, Sahte Kabadayı filmindeki ‘Avukat’ lakaplı amcanın dediği gibi ‘Kendine gel Hamdi’ diyesim geliyor.

Önceleri kendileriyle iyi geçinir görünüp ardından bu zulmün reva görüldüğü insanları temsilen baştaki efendiye ağzımı açıp, Tellioğullarının Lütfü’sü gibi ‘Kalleş herif, bunu bize nasıl yaparsın?’ diyesim geliyor. Çünkü artık ‘Ben Tosun Paşa’yım, herşeyi yaparım’ diyen bir zihniyetle idare ediliyoruz.

Yeni Türkiye’nin düzeni, nizamı bu oldu. Yeri geliyor Kibar Feyzo olasım geliyor. Hani mahkemede Maho Ağa’yı tarif ediyor ya: ‘Nizamımız bu beyim. Nizamımız hiç mi değişmez ben bilmem. Atalarımız ne demiş: Madem ki ağadır, doğrudur’. Hiç bi doğru işini de bilmezik ya. Rızkımız onun eliyle dili arasında’. Ülkenin hâli ne yazık ki bu.

Daha sonra anlaşıldı ki, yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış. Gizlenmesi gereken hırsızlıklar varmış. Hani bir de ‘Tokatçı’ filmindeki Osman’ın, kendisine tokatçılığı öğreten askerlik arkadaşı Şevket’le soyguna çıkışları vardır. Osman soygunculukta kendisini arkadaşına ispat etmek için ‘Bu sefer herifi de sokacam bavula’ dediği gibi, bütün ülkeyi bavula sokanların kendi şecaatlerini gizleme gayreti vardı ortada. Bu düşmanlık ondandı besbelli.

Öte yandan bir de din istismarı yaparak ‘malı götüren’ler vardı. Şakşakçılık yapıp başkanlık sistemi fetvası verenler vardı. Avuç dolusu para karşılığı çıkıp din (!) anlatıyordu bu insanlar. Ekranlarda nasihatlar yağdırıp kendi nefsini unutan bu din alimlerimize (!) Şark Bülbülü’nün tabuttan çıkan Şaban Ballıses’i gibi ‘Öteki dünyada hakkında çok kötü şeyler konuşiler’ diyesim geliyor.

Mevcut siyasî otoriteye yamanmak için sahtekarlık ve göz boyamayla insanların millî ve manevî duygularını sömürenler türedi bir de ülkemde. Bombacı Mülayim’in bir bomba süsüyle Topal Hamza’ların, Kör Hüsnü’lerin gerçek yüzlerini meydana çıkardığı gibi izhar ediveresim geliyor samimiyetsizliklerini.

Ama yine de sustum. Susuyorum. Çünkü esas sözü Sosyete Şaban’daki zengin işadamı Dilaver bey söylemişti zaten: ‘Her gelişimin bir gidişimi vardır’. Sabrettim, hâlâ sabrediyorum. Birgün kendiliklerinden geldikleri gibi gidecekler diye bekliyorum. Ve inanıyorum.

Birgün yaptıklarından pişmanlık duyup bu milletten özür dileyebilecek mi o efendi bilemiyorum. Oysa milletin gözünün içine baka baka yalanın daniskasını söyleyen o zât için ‘Yüz Numaralı Adam’ ne güzel bir örnekti. Keşke onu örnek alabilseydi. Hani filmin sonunda televizyoncuları çağırıp kendisini kandıran ve milleti aldatmasını isteyenleri ifşa edişi vardı. Tıpkı derin devletin ve onun hizmet ettiği global zihniyetin malum şahsı ellerinde oynattığı gibi.

Filmde sanki onun ağzından konuşuyordu mübarek: ‘Ne tahsilim ne de özel bir yeteneğim vardı. Birgün bu eşkiyalar alladılar pulladılar ve sizin karşınıza çıkardılar beni. Niçin mi? Sizi kazıklamak için. Önce şöhret oldum. Halk seni ne kadar severse, o kadar inanır dediler. Halk kuzu gibidir dediler. Ne verirsen yer. Uyanamadım kardeşler önceleri. İşte bütün bunları yapın edin diye bana söylettiler. Seni işe alıyoruz diye bir de kağıtlar imzalattılar.’

Usta oyuncu neredeyse her repliğinde bugünü anlatmış adeta. Mekânı cennet olsun.

02.07.2016 16:58