TAKİP ET

Üslûbumuz, namusumuzdur!

Saygıdeğer Hocam! Ne zaman twitter sayfama ve sosyal medyaya girsem içimi acıtan bir manzarayla karşılaşıyorum. Kıymet ve değerini sözlerimle ifade edemeyeceğim bu mübarek hareketin kıymetli hanımefendi ve beyefendilerini hoş olmayan hatta trollere yakın bir üslupla hitap eder görüyorum. Eğer mümkünse üslûp hakkında bir yazı kaleme alabilir misiniz? Yarınlarda tekrar yan yana geleceğimiz insanlara karşı yaralayıcı, saldırgan bir ifade kullanılmasa. Hakkınızı helal ediniz. SOSYAL MEDYA GÜNAHI

Değerli kardeşim! Ceza hukukunda “basın yoluyla işlenen suçlar” daha ağırdır. Yazıyla işlenen suçlar da basın yoluyla işlenen suçlar kapsamına alınıp cezası artırılır. Aynı şekilde basın yoluyla işlenen günahlar da daha büyük sorumluluk gerektiren büyük günahlardandır. Sosyal medyada yazılan her gıybet, iftira, hakaret ve küfür; onu okuyan kişilerin sayısı kadar günah kazandırır. Yazılan bir kötü söz, sosyal medyada kaldığı sürece yıllarca onu okuyan, paylaşan ve retweet edenler sayısınca yazan kişiye günah kazandırır. O yazılar silinmediğine göre, kötü sözün sahibi, “ben tövbe ettim„ dese, hatta ölüp gitse bile, o sözler okundukça günah defteri açık kalır. Peki, değer mi sövüp, saymaya ve ağzımızı kirletmeye? Ben şimdiye kadar hakarete uğrayan ve kendilerine sövülen kişilerden pişman olup, özür dileyen kişi görmedim. Demek ki yaptırım gücü yok, tahribatı ise çok. Sadece sövmek iftira atmak değil, çirkin, kaba söz hangimizin ağzından çıkmıyor ki? Fakat Efendimiz’e (sas) dikkat edelim: “Çirkin laf edenle onu yayan, günah işlemekte eşittir.” buyuruyor. (Beyhakî, Şuabu›l-İman)

Ne yapmamız gerekir? Kendime söylenmesini istemediğim, hoşuma gitmeyen bir söz, başkası için söylenince onu sayfamda “paylaşmamak” ve “retweet” etmemek. Üç şeyi korumakla görevliyiz. Özü, sözü ve gözü. Özü koruyabilen kişi diğerlerini de korumuş olur. Kötü söz, kötü öze aittir. Özü kötü olanın sözü de kötüdür. Güzel söz söyleme insan olabilmenin bir gereğidir. Halka ve Hakk’a kendimizi sevdirmenin yolu “yılanı bile deliğinden çıkaracak” tatlı ve güzel söz değil midir?

“Evet, herkes kendi karakterinin gereğini sergiler; bazıları kendi karakterlerinin gereği olarak ona buna saldırırken ve önlerine geleni ısırmaya çalışırken, bize de kendi karakterimize saygılı olmak ve nezih üslûbumuzu korumak düşer. Üslûbumuz bizim namusumuzdur, manevi şahsiyetimizdir, aynamızdır. Biz, şimdiye kadar hep sevgi türküleri söyledik; sevgi deyip güldük, sevgi deyip ağladık, hep muhabbet çiçekleri dermeye çalıştık; sadece nefretten nefret ettik, kimseye karşı düşmanlık beslemedik ve hele asla kan dökmeye yeltenmedik; sokaklara dökülüp anarşi çıkarmayı vatana millete ihânet saydık, hep emniyet ve güvenin yanında yer aldık. İnşallah bundan sonra da bu üslubumuzu koruyacak ve herkese gönlümüzü açık tutacağız. Hani derler ki; bazıları Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri›ne ağızlarına ne gelirse söyler ve ona hakaret ederlermiş. Yine bir gün bir saygısız adam, ‘Sen inançsızlara bile kucak açıyorsun, onlarla bir araya geliyorsun; günah işleyenlere dahi ‘gel’ diyorsun… Böyle yapmakla dinin izzetine dokunuyor, İslam›ın onurunu iki paralık ediyorsun.’ türünden bir düzine hakaretle dolu bir mektup göndermiş. Hazret, mektubu açıp okumuş, tebessümle kâğıdın arka tarafını çevirmiş ve tek cümle yazıp geri göndermiş. Hazreti Mevlânâ o tek cümlede ‘Sen de gel, sana da bağrımı açıyorum!’ demiş. İşte, bizim mukabelemiz de ancak bu kadar olmalı ve herkes gönlümüzde kendisine ayrılmış bir sandalye bulabilmelidir.”
(F. Gülen / Kırık Testi: 7/ Ölümsüzlük İksiri)

BİZE YAZIN:
e-mail: umitburcu@eurozaman.de
Adres: Sprendlinger Land Str. 107, 63069 Offenbach

12.04.2016 17:29