TAKİP ET

Söz magandalarına ve sosyal medya trollerine nasıl cevap verelim?

Bizi tanıyan bazı kişiler ve sosyal medya trolleri her fırsatta gönüllüler hareketiyle ilgili bir kısım şüpheler, iftiralar atıp ithamda bulunuyorlar. Zihinleri bulandırıyorlar. Bu tür hâdiseler karşısında nasıl bir tavır takınalım? Aynıyla cevap verelim mi? GENÇ ALİ

Değerli Genç Ali kardeşim!

Aynısıyla cevap vermeyiniz. Çünkü eskiler, “üslûb-i beyân aynıyla insandır.„ derler. Yani bir insanın insanlığı, kişiliği, karakteri, değeri vs. konuşmasına ve konuşmasında tercih ettiği üslûba, ifade tarzına yansır, onu orada görebilirsiniz.

“Öncelikle bu konudaki genel bir mülâhazamı arz edeyim. Ben, hizmet hareketiyle ilgili olarak ortaya atılan pek çok iftiraya cevap vermenin gereksiz olduğunu düşünüyorum.

Niye? Çünkü verilen her bir cevap bir yönüyle o iftiraları ilk defa duyanların zihinlerinde söz konusu ihtimallere kapı aralama demektir. Öyle ki sizin verdiğiniz cevaplar bazılarını, “Acaba bunlar kendilerini hakikaten bir töhmet altında mı hissediyorlar?” şeklinde bir düşünceye sevk edebilir. Bu açıdan belli çevreler tarafından belli maksatlarla sürekli üretilip durduğu aşikâr olan ve sizinle hiçbir münasebeti bulunmadığına dair akıl ve vicdanın hemen hükmünü yapıştıracağı söz konusu itham ve iftiraların asılsız olduğunu anlatmaya çalışmanız doğru olmayabilir.

İspat, iddiada bulunana düşer

Ayrıca hukukta, “Müddeiye ispat, inkâr edene ise yemin düşer.” şeklinde temel bir kural vardır. Eğer birileri bizim hakkımızda bir kısım iddialarda bulunuyorlarsa, bunları ispat etmekle mükelleftirler. Biz, bütün bu iftiraların doğru olmadığını söylüyoruz. Eğer birileri bu konuda yemin etmemizi isterlerse, hangi mukaddesat üzerine yemin etmemizi istiyorlarsa, çok rahatlıkla, “Vallahi, billahi, tallahi isnat ettiğiniz bu hususlarla bizim hiçbir alâkamız yok.” diye yemin ederiz.

Üstelik kendilerini Allah’ın dinini ilâ etmeye adamış olan ve O’nun rızasını kazanmanın dışında hiçbir gayeleri bulunmayan hizmet gönüllüleri hakkında ulu orta konuşan kimselerin seviyelerini muhafaza edemediklerini düşünüyor; her ne kadar kendimi herkesten hakir görsem de Allah’ın kulu olma şerefiyle şerefyab olmuş bir insan olarak, iftiralarına cevap verirken onların seviyesine inmeyi Allah’a karşı bir saygısızlık sayıyorum.

Aynı şekilde Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmeti olmam hasebiyle, akıl-mantık dışı, vicdanın isyan edeceği ulu orta yapılan iftiralara cevap vermek, bana göre bu tür kimselerin seviyesine inme tehlikesi oluşturduğundan, bunu da Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) karşı bir saygısızlık addediyorum.

Diğer taraftan aleyhinizde konuşan herkese cevap yetiştirmeye kalktığınız zaman, bununla ciddi meşgul olur, her anı altın kıymetinde olan vaktinizi bu işe harcar; dolayısıyla yapmanız gerekli olan çok kıymetli işleri yapamazsınız. Dahası, müfteriler demagoji ve diyalektiği yol edindiklerinden, verdiğiniz cevapları çarpıtırlar ki, bu da zihinlerde yeni bir kısım soruların oluşmasına sebebiyet verebilir. Bütün bu sebeplerden ötürü aleyhimizde ulu orta bir kısım sözler sarf eden müfterilere cevap vermeyi gereksiz sayıyor ve yeni ifadesiyle bütün bunları “es” geçmeyi şahsen tercih ediyorum. (Yolun Kaderi sf.55)

Değerli kardeşim!

Peki hiç mi tenkit etmeyeceğiz,kimseye ses çıkarmayacağız? Yahut kime ne kadar itiraz ve tenkitte bulunacağız?

Önyargılı insanlara bir şey anlatmak mümkün değil. İşin uzmanı arkadaşlar gereken cevabı uygun şekilde ve mahkeme kanalıyla veriyorlar. İlk başlarda ben de iyi niyetli insanlar vardır, kararsızlara belki birşey anlatılabilirim diyordum. Ama özellikle son günlerde her şey net ve artık sadece biz söyleyip biz dinler olduk. Enerjinizi boşa kullanmak yerine başka şekilde değerlendirmenizi ve Allah’a havale etmenizi tavsiye ederim.

BİZE YAZIN:
e-mail: umitburcu@eurozaman.de
Adres: Sprendlinger Land Str. 107, 63069 Offenbach

17.09.2016 23:58