TAKİP ET

Çıkmaz sokak

Zaman hızlandı sanki; neyi konuşup, neleri geride bıraktığımızı şaşırmış durumdayız. Gündem baş döndürücü bir hızla ilerliyor.

Geçtiğimiz haftayı AB-Türkiye zirvesini ve Almanya’nın Türkiye’deki temsilciliklerini terör saldırısı ihtimali yüzünden kapatmasını tartışarak geçirdik. Havuz gazetelerinin attığı ‘Almanya Türkiye’de kaos hedefliyor’ başlıklarının mürekkebi kurumadan İstiklal Caddesi’nde patlayan bomba ile sarsıldık. İstanbul’da patlayan bomba, Ankara’daki menfur saldırı sonrası bir kez daha yüreklerimizi yaktı.

Almanlar sığınmacı krizinin anlaşma ile çözülüp çözülemeyeceğine odaklanmışken Türkiye’de gündem terör saldırısı endişesi ile İstanbul sokaklarının boş kalmasıydı. Yeni haftanın ilk ‘bomba’sı ise ‘Amerika Birleşik Devletleri’nin Miami şehrinde patlayan Reza Zarrab’ oldu. Havuz medyasının yolsuzluğu görecek cesareti olmasa da ülke olarak Zarrab’ı tutuklatan Hint asıllı Amerikalı savcı Bharara ile sosyal medya üzerinden Türkçe olarak sohbet eder duruma gelmiştik. ‘Önüne yatılması’ ile meşhur Zarrab’ın iddianamesi tartışılacakken, hem de havuzun Star’ının ‘terörist Belçika’ manşeti attığı günün sabahı terör Avrupa’yı bu kez Brüksel’de vurdu. Hem de Paris’i kana bulayan Salah Abdeslam’ın Brüksel’de yakayı ele vermesinden üç gün sonra.

Toplumların terör ve hukuksuzluklarla nasıl bir travmaya sürüklendiğini görmek gerek. Öyle bir noktaya geldik ki akıl sağlığına zarar gelişmeler, deve dişi gibi konular bir günde eskiyip gündemden düşebiliyor. Yaşananları bir paragrafa sığdırmak mümkün, ancak geride kalanların acıları dağ gibi, hayal kırıklıkları çok fazla. Kınama ve dayanışma açıklamaları sorunları ve korkuları ortadan kaldırmıyor. Aynen kınama açıklamaları gibi Türkiye’de ‘üst akıl’a, Avrupa’da ‘mültecilere, yabancılara ve nihayetinde İslam’a’ fatura kesmek sorunlarımızı ortadan kaldırmıyor. Peki, çözüm ne?

Türkiye’de sorunlara çözüm bulmak yerine düğüm atmanın prim yaptığı, milletin taraftar mantığında olayları yorumladığı bir ortamda birşeyler karalayıp vaktinizden çalmayacağım. Bu yüzden Reza’yı savcı Bharara’ya, toplumsal yaralarımızı ve bunlara sebep olanları milletin vicdanına havale ediyorum. Ancak Almanya’da ve Avrupa’daki gelişmelere ilişkin birşeyler söylemek gerektiğine inanıyorum.

Kıta Avrupa’sı dış politikada Başbakan Merkel’in önem verdiği şekilde ‘uluslararası aktör’ rolünü güçlendirmek, birliğini sağlamak ve ‘bana dokunmayan sorun bin yaşasın’ bakışından kurtulmak durumunda. Suriye meselesinden ders çıkarmak zorundayız. Dış politikada etkisiz olan bir Avrupa, çözüm üretmediği için sorun ithal etmekten kurtulamaz.

İç politikaya gelince. Avrupa, içerisinde yaşayan 30 milyon Müslüman vatandaşını güvenlik eksenli politikalarla değerlendirmekten vazgeçmek zorunda. Dört nesil kendi ülkelerinde yaşayan insanların nereden geldiğini merak etmeyi bırakmalı ‘ev sahipleri’. ‘Yeni Avrupalılar’ı farklılıkları ile kabul etmeleri gerekiyor. Unutulmamalı ki son terör olayları sonrası körüklenen ayrımcılık ateşi hepimizi yakabilir. Demokrasi ve insan hakları ile övünen Avrupa’nın ırkçı bir dalgaya ve korkulara teslim olmaması gerekiyor. Masum insanları hedef alan kim olursa olsun onlara karşı sesimizi yükseltmek, lanetlemek ve eğitimle bu aşırılık sorununu çözmek zorundayız. Kin ve nefret, kimden gelirse gelsin adeta bir çıkmaz sokak. Göz göre göre o sokakta sıkışıp kalmayan bir dünya ümidiyle..

24.03.2016 14:56